Arı Yetiştiriciliği

 

ANA ARI ÜRETME YÖNTEMLERİ:

Bir arı kolonisinin verimi, kovandaki işçi arılarının çokluğuna, işçi arıların varlığında doğrudan doğruya ana arının kapasitesine bağlıdır. Kısacası kovan demek, ana arı demektir.

Arı ailesinin anası herhangi nedenden dolayı telef olduğu zaman, o kovan kısa zamanda söner gider.

Ananın ihtiyar, sakat veya hasta olması da kovanı olumsuz etkiler.

Ana arının yokluğu, kovan tarafından fark edilir fark edilmez arı ailesine bir miskinlik çöker.

Usta bir arıcı, kovanın anasız kaldığını dışarıdan, uçuş deliğine bakarak anlayabilir. Zira, işçi arıların artık

kovana çiçek tozu taşımadıkları, fakat önemli bir şeyi kaybetmişler gibi şaşkın şaşkın birer ikişer girip

çıktıkları görülür.

Gerek arı ırklarının ıslahı, gerekse anaya ihtiyaç duyan arı aileleri için gerekli anaları çeşitli yöntemler

kullanarak üretebiliriz.

Birinci Yöntem:

İlkbaharda bir kovanın öksüz kaldığı anlaşılırsa, nitelikleri iyi olan bir kovandan henüz larva haline

gelmemiş taze yumurtaları olan bir çerçeve alınır. Çerçevenin üzerindeki arılar hafifçe süpürülür. Bu

çerçeve soğuğa ve rüzgara maruz kalmadan yetim kovana götürülür. Çerçeve dikkatlice arıların en yoğun

olduğu yere kovan ortasına yavaşça konur. Çerçevenin üzerine kalemle verildiği tarih yazılır. Verilen

yumurtalı çerçeve ile onun her iki yanındaki çerçeveler arasında normalden birkaç milim daha fazla açıklık

bırakılır. Kovanın beslenmesine ve sıcaklığına dikkat edilir.

3-5 gün sonra kovana bakıldığı zaman işçi arılar tarafından ana çerçevesindeki yumurtalı hücrelerin bir

kısmının ana memeleri haline getirildiği görülür.

16 gün sonra yapılacak muayenede genç bir ananın ürkek ürkek çerçeveler üzerinde dolaştığı görülür.

Öksüz bir kovana en pratik ana verme yöntemi budur.

Bu yöntemin en kötü yanı, arı ailesinin ortalama 20 gün çoğalma faaliyetinden geri kalmasıdır. Ayrıca bu

işlem erkek arıların ortaya çıktığı zamandan daha önce de yapılamaz. Ana çıktığında daha erkek arılar

ortada yoksa genç ana çiftleşmek imkanını bulamaz.

İkinci Yöntem:

Ana, ancak oğul mevsimine doğru elde edilebilir. Bu da, oğula meyleden kovanlardan üzeri kapatılmış ana

memeli çerçeveleri alarak aynı şekilde diğer anasız kovana vermek suretiyle yapılır. Bu usul, kuşkusuz

daha pratik ve kolaydır. Fakat bu yönteme göre arı ailesini oğula bırakmak gerekir ki; modern arıcılıkta

buna izin verilmez.

Üçüncü Yöntem:

En problemsiz ve uygulaması verimli olan yöntem elde doğrudan yedek ana arı bulundurmaktır. Bunun

için elde ruşet kovan denilen küçük kovanlar olması gerekir. Ama bu kovanlarda arı kolonisini uzun süre

tutmak, hele hele arıyı kışlatmak zordur.

Bunun için normal bir kovan ya da ballık alınarak bölme tahtasıyla üçe ya da dörde bölünür. Bölme

tahtalarının ortası açık bırakılarak buralara sinek teli çekilir. Bu sayede hem arı kolonileri kışın birbirlerinin

ısılarından yararlanırlar hem de kokuları aynı olacağı için birleştirildiklerinde kavga etmezler.

Her bölüm için kovanın başka yüzüne bir uçma deliği açılır. Bölmelere güçlü kovanlardan alınan üzerinde

larva haline gelmemiş taze yumurtası bulunan çerçeveler arılarıyla birlikte konur. Her bölme ayrı koloni

şeklinde çalışacağı için kendilerine ana arı yaparlar. Böylece üç veya dört analı tek bir kovan elde edilmiş

olur.

Bu kovanın beslenmesine ve sıcaklığına dikkat edilerek kışa sokulur. Ertesi ilkbaharda ana arı ihtiyacı olan

kovanlara eldeki yedek analardan alınarak verilir. Anası alınan bölüm ya diğer bölümle birleştirilir ya da

yeni ana yapması sağlanır.

Dördüncü Yöntem:

Bu yöntem, bir çerçeve üzerine birçok ana memeleri yaptırıp; analı memeleri ihtiyacı olan kovanlara

aşılamaktan ibarettir.

Dört parça hazır petek el biçimi ve genişliğinde kesilerek birer parmak aralıklı olarak dilim dilim, bir

çerçevenin üst çıtasına erimiş mum akıtılarak bağlanır.

Bu çerçeve, genç analı güçlü bir kovanın ortasına, yumurta konulmuş iki çerçevenin ortasına bırakılır.

Birkaç gün içinde işçi arılar bu dilimleri birbirine kavuşturup, hazır petekleri ana arının yumurta koyacağı

hale sokarlar. Ana arı kabartılmış gözlere hemen yumurtlar.

Yumurtalı çerçeveler kovandan geri alınır. Bu işi yaparken, çerçeveyi silkeleyip de yumurtaları telef

etmemeli, sadece üzerindeki arılar yavaşça süpürülmelidir.

Şayet gömeçlerin alt kısmında yumurta konmamış gözler varsa; taze yumurtalar kenara gelecek şekilde,

keskin bir bıçak ısıtılarak boş kısımlar kesilmelidir.

Bu çerçeve dikkatli bir şekilde, anası alınmış bir kovanın ortasına konur. Anasız kalan kovan verdiğimiz bu

çerçeveyi uygun bularak derhal birçok hücreleri ana memesi olarak beslemeye başlar. 9-10 gün sonra,

mühürlenmiş ana memelerini oluşturan bu çerçeveden istediğimiz bir memeyi etrafında 1-2 cm peteği ile

birlikte keserek anasır bir kovanın uygun göreceğimiz bir çerçevesine monte edebiliriz. Montaj işi biraz

dikkat ister. Ana memesinin çerçevedeki duruşu nasıl idiyse, öyle konur. İki gün sonra ana memesi

verdiğimiz kovanı gözden geçirdiğimizde meme sağlam ise, aşımız tutmuş demektir. Üç gün kadar sonra

da genç ana, yüksüğün başını delerek çıkmış olur. Ya da arılar, verdiğimiz yüksüğün yanını deliverirler. O

zaman yeniden ana memesi aşılamalıyız

ANA ARI VERME YÖNTEMLERİ:

Gerek koloni ana arılarının değiştirilmesi gerekse kovan sayısını çoğaltmak amacıyla yeni oluşturulan

kolonilere ana arı kazandırılmasında değişik yöntemler uygulanabilmektedir.

Küçük koloniler yeni bir ana arıyı daha kolay kabul ederken güçlü koloniler benzer kolaylıkla kabul

etmeyebilirler. Ana arı kabulüne kovan içi ve dışı şartlar etkilemekle birlikte yumurtlayan bir ana arı

yumurtlamayan bir ana arıya göre daha kolay kabul edilir.

Yeni bir ana arı verilecek koloninin eski ana arısı dışarı alınıp öldürülmelidir. Ana arısı daha önceden

herhangi bir nedenden dolayı yok olmuşsa bu kolonide bulunan ana arı yüksükten bozulmalıdır. Bu

işlemlerden sonra bir koloniye ana arı kazandırmanın en emin yolu ana arının kafes içinde verilmesidir. Bu

amaçla ana arı kafesi, arıların yoğun bulunduğu yavrulu iki çerçeve arasına kafesin delikleri (aralıkları)

çerçeve boşluğuna ve kafesin kekli bölmesi kovan tabanına bakacak şekilde yerleştirilir. Kafesin kek

içeren kenarındaki ince kısım kesilerek arıların keki yemesi sonucu ana arının kendiliğinden serbest kalması

ya da ana arı kafesinde kesme işlemi yapmadan ana arının koloniye verilişinden iki gece sonra kafesin

çerçeveler üzerinde arıcı tarafından açılarak ana arının serbest kalması sağlanır.

Ana arının kafes içinde kolonide iki gece geçirmesi ana arının kabulü için yeterlidir. Ancak çok güçlü

kolonilerde ana arının ret edilebilme riskini yok etmek için; en üst katla altındaki kat arasına çivi ucu ile

delinmiş gazete kağıdı konularak ana arı yine kafes içinde 3-4

arılı-yavrulu çerçeve bulunduran üst katta kabul ettirilir ve 2-3 gün sonra katlar arasındaki gazete kağıdı

kullanılarak koloni yeniden düzenlenir.

Eğer arazide nektar akımı az ise, ana arı kafesi konulduktan sonra koloniyi şurupla beslemek ana arının

kabul edilmeme riskini azaltır.

Eğer ana arı kafesi bulunmuyorsa, pratik olarak bir kibrit kutusu da bu iş için kullanılabilir. Kibrit

kutusunun etrafına havalandırma ve ana arının beslenmesi için delikler açılır. Ana arı kafesinde olduğu gibi

içine ana arı konulan kibrit kutusu yavrulu çerçevelerin arasına konur. Arılar 2-3 gün içinde kibrit

kutusunu parçalayarak ana arının dışarı çıkmasını sağlarlar.

Başka bir yöntem de şerit şeklinde kesilmiş suni petek parçasını kıvırarak ana arı yüksüğüne benzeyen

bir şekil elde ederek ana arıyı bunun içine koymaktır. Petek yine ana arının hava alması ve beslenmesi

için çeşitli yerlerinden delinir.

ARILARIN BAKIMI:

Modern arıcılığın geleneksel arıcılıktan ayrıldığı en önemli yönlerinden birisi, gerekli hallerde arıların

rahatlıkla beslenebilmesidir.

Besleme ilkbaharda arıların kovandan çıkmaya başladığı zamanlarda ana arıyı yumurtlamaya teşvik etmek

için yapılır. Anaarının mümkün olduğunca erken ve çok yumurtlamaya başlaması, koloniyi güçlendirir

büyük bal toplama mevsiminde verim artışına neden olur. Sonbahar beslemesi ise arının kışlık yiyeceğinin

tamamlanması ve yine anaarıyı yumurtlamaya teşvik ederek kışa genç arılarla girmek içindir.

İlkbahar da hazırlanacak şerbet 1 ölçü su 1 ölçü şeker şeklinde yapılır. Sonbaharda ise şeker artırılır, 1

ölçü su 2 ölçü şeker şeklinde yapılır. Buradaki ölçü hacim ölçüsüdür. Yani 1 kg suya 1 kg şeker şeklinde

anlaşılmamalıdır. Herhangi bir kaba doldurarak ölçtüğümüz şeker ve suyun birbirine oranı anlamındadır.

Mesela 1 bardak şekere, 1 bardak su katılmalıdır.

Yapılan şerbete bir miktar bal katılırsa bu arıların şerbeti almalarını kolaylaştırır.

Şerbet Hazırlama:

Şerbet temiz su ile yapılır. Bunun için önce su kaynatılır. Kaynatılmış suyun bir müddet soğuması beklenir.

Parmağı yakmayacak derecede ılık suya şeker veya bal ilave edilir. Şerbet, şeker iyice eriyinceye kadar

karıştırılır, kesinlikle tekrar kaynatılmaz. Kaynatılmış şerbet, arılarda sindirim yolu bozukluklarına sebep

olmaktadır.

Şerbet arılara havanın ılık olduğu bir akşam üzeri verilir. Şerbetin fazla sıcak ya da soğuk olmaması

gerekir. Verilecek şerbetin miktarı arıların tüketim gücü göz önünde bulundurularak ayarlanır.

Şerbet vermek için çok çeşitli yemlikler kullanılabilir. Eğer arıcının elinde yemlik yoksa pratik olarak olarak

bir kavanozun kapağına ince çiviyle delik açılır. Şerbet kavanoza konur, kapağı sıkıca kapatılır ve kapak

yemleme deliği üzerine gelecek şekilde konur. Ya da kabarmış bir peteğin hücrelerine şurup dökülür ve bu

petek arıları üşütmemeye dikkat ederek kovan içine konur.

Herhangi bir nedenden dolayı arıların beslenmesi ihmal edilirse ve havanın çok uygun olmadığı bir

zamanda arıların beslenmesi gerekirse, şeker şerbeti yerine arı keki kullanmak gerekir. Çünkü arıların dışarı

çıkamadığı havalarda şerbet vermek, koloninin ishal ya da dizanteri olması ihtimalini artırır.

Kek Hazırlama:

Süzme bal ile pudra şekeri bir kabın içinde yoğrularak arı keki elde edilir. Ekmek hamuru kıvamına gelen

kek naylon poşetlere sarılır. Poşet kovana temas edecek yerinden yırtılarak yemleme deliği üzerine konur.

Kek Formülleri

3 kg bal + 1 kg polen + 6 kg pudra şekeri

3 kg bal + 1 kg yağsız süt tozu + 6 kg pud ra şekeri

3 kg bal + 6 kg pudra şekeri + 400 gram yağsız süt t ozu + 20 gram polen ya da arı vitamini

ARI BİRLEŞTİRME:

İki ya da daha fazla kovandaki arayı, tek kovanda toplama işine arı birleştirme denir. Arı kovanlarını

birleştirme iki nedenle yapılır. Birincisi anası ölmüş kovanlar anası olan bir kovanla birleştirilerek sönmeleri

önlenir. İkincisi ise zayıf iki kovan birleştirilerek tek ve güçlü bir koloni oluşturulur. Arılıkta her zaman çok

sayıda zayıf kovan yerine, az sayıda güçlü kovan bulundurmak daha avantajlıdır. Güçlü kovanlar

hastalıklara ve zararlılara karşı daha dirençli olur. Bal toplama mevsiminde arı sayısı fazla olan kovan daha

çok bal taşır. Ayrıca güçlü kovanlar kış şartlarına daha iyi dayanır.

Birleştirilmesi düşünülen iki kovanın birbirlerine olan yakınlık mesafesi yavaş yavaş azaltılır ve yan yana

getirilir. Hava koşullarının izin verdiği müsait bir akşam üstü, bütün arılar kovanlarında olduğu bir zamanda

birleştirme işlemine başlanır.

İki ya da daha fazla sayıdaki arı kolonisini birleştirmenin bir çok yöntemi vardır; gazete kağıdı ile

birleştirme, elek teli ile birleştirme, un ile birleştirme gibi. Ama en pratik ve zahmetsiz birleştirme şekli

koku ile birleştirme usulüdür.

Bilindiği gibi arılar yabancı arıları kokularından tanırlar. Birleştirilen iki arı kolonisinin kavga etmemesi için

kokularının aynı olması gerekir. Bunun için içine koku katılmış şerbet iki kovanın içine de püskürtülür. Ya

da oğul kokusu ya da benzeri arıların rahatsız olmayacağı kokuya batırılmış bir parça pamuk iki kovana da

konarak bir süre beklenir. Hatta çok az sıkmak kaydıyla insanların kullandığı normal parfümle de bu bu

amaçla kullanılabilir.

İki koloninin kokusu da birbirinin aynısı olduktan sonra daha zayıf olan kolonideki çerçeveler arılarıyla

birlikte alınarak, diğer kovanın içine yerleştirilir. Eğer iki kolonide de ana arı varsa, daha genç ve sağlıklı

olanı bırakıp diğer anayı öldürmek gerekir. Analardan birisini öldüremezsek iki ana kavgaya tutuşur ve

muhtemelen genç ve güçlü olan ötekini öldürür. Arılar birleştirildikten sonra bir kaç gün beslenirlerse hiç

kavga etmeden ortak yaşamlarına problemsizce devam ederler.

ARICILIĞA NASIL BAŞLANIR:

Arıcılığa başlamadan önce muhakkak gerekli araştırmaları yapıp, bu konu ile ilgili temel teorik bilgileri

öğrenmek gerekir. Bu bilgileri kitaplardan, dergilerden, internet ortamından ya da ilgili kurumların

yayınlarından edinebiliriz.

Arıcılığa başlayanları başarısızlığa sürükleyen en büyük faktör, kulaktan dolma bilgilere itibar etmeleridir.

Bu yüzden çevremizde başarılı bir şekilde modern arıcılık yapan kişilerle tanışıp gerekli başlangıç bilgilerini

öğrenmek en sağlıklı yoldur. Özellikle geleneksel olarak atadan dededen kalma usullerle arıcılık yapan, ki

kovanları modern bile olsa, arıcılığı belli bir aşamadan öteye geçirememiş kişilerin söylediklerini çok

dikkate almamak gerekir.

Başarılı olmak isteyen arıcı sürekli araştırmalı ve arıcılıkla ilgili yeni yeni oluşturulmuş teknikleri

öğrenmeye çalışmalıdır. Sabırlı olan ve kendini sürekli geliştiren bir arıcının başarılı olmaması için hiçbir

sebep yoktur.

Arıcılığa pratik olarak satın aldığımız boş bir kovana oğul koydurarak, arazide bulduğumuz sahipsiz bir

arıyı alarak ya da arılı bir kovanı satın alarak başlayabiliriz.

Ama en iyi başlama yöntemi, arısı güçlü, anası genç bir kovan alarak başlamaktır. Hatta alacağımız

kovanlar standartlara uygun, ve içindeki arının cinsi de belli olursa, bu en iyi başlama yöntemidir.

Arıcılığa en fazla 3 kovanla başlamalı, tekniklerini öğrendikten sonra kovan sayısını zamanla çoğaltmalıdır.

Arıcının ilk öğrenmesi gereken şey hiç kuşkusuz arılığa girerken dikkat edilmesi gereken kurallardır. Arıcılığı

emniyet içinde yapabilmek için özellikle arıları kızdıran davranışların neler olduğunu bilmek ve önlemlerini

almak gerekir.

İkinci öğrenilmesi gereken şey, arı kovanının açılması ve çerçevelerin kontrol edilme yöntemleridir. Arıcı

bir çerçeveye baktığında, hangi hücrenin yavru, hangisinin bal, hangisinin polen içerdiğini anlayabilmelidir.

Bu arada dişi arı, erkek arı ve ana arıyı ilk bakışta tanıyabilme becerisi kazanılmalıdır.

Zaman içinde kovan içindeki çeşitli problemlerin neler olabileceği ve bunların önlenmesi yöntemleri

öğrenilmelidir.

Arıları gerektiğinde besleme ve dönem sonunda ürünleri hasat edip, arılığa kışlatma pozisyonuna

getirme yöntemleri de zaman içinde öğrenilmesi gereken konulardır.

ARICILIKTA VERİMLİ OLMANIN YÖNTEMLERİ:

Her işte olduğu gibi arıcılıkta da yüksek verim elde etmek için dikkat edilmesi gereken hassas püf

noktaları vardır.

1) Arılık yerinin seçimi: Arılık yerini baştan doğru olarak seçmek daha sonra bizi bir çok zahmetten

kurtarır. Çünkü arıların faal olduğu bir mevsimde bu yanlışlığı düzeltme imkanı yoktur. Arılık yeri bal

kaynaklarına mümkün olduğu kadar yakın seçilmelidir. Fabrika, yol kenarı, kimyasal kirleticiler, çöplük gibi

olumsuz çevre şartlarından uzakta olmalıdır. Arılık hava şartlarına karşı korunaklı olmalıdır, doğrudan

rüzgara maruz kalmamalıdır. Kovanlar sabah güneşini alacak, ama öğle güneşinden korunacak şekilde

yerleştirilmelidir. Yakında su kaynağı yoksa arıların su ihtiyacını giderecek önlemler muhakkak alınmalıdır.

2) Arının cinsi: Sahip olduğumuz arının cinsi yüksek verim almamızı etkileyen en önemli faktörlerden

birisidir. Bu yüzden mümkün olduğu kadar çalışkan, iyi huylu, doğurgan ve kolayca oğul’a meyletmeyen

bir cinsle çalışmalıdır. Yapılan denemelerde aynı arılıkta farklı cinsteki arıların getirdiği bal miktarında 3

misli farklar görülmüştür. Arılığa yakın çevrede nitelikli arı cinslerinin satın alınabileceği kuruluşlar yoksa,

en iyi yöntem arıcının kendi arılarını ıslah etmesidir. Bunun için arılıkta verimli ve üstün niteliklere sahip

olan koloniler belirlenerek, bu kovanlardan elde edilen anaarılar diğer kolonilere verilir. Özellikleri itibariyle

memnun olunmayan kovanların erkek arıları imha edilerek anaarıyı döllemelerine izin verilmez. Olumsuz

genetik özelliğe sahip arıların çoğalmasına izin verilmediği için, arıcı 2-3 yıl içinde bütün kovanlarında

üstün nitelikli kolonilere sahip olur.

3) Genç ana arı: Kovanını sürekli olarak güçlü tutmak isteyen arıcı, genç bir ana arı ile çalışmak

zorundadır. Bir ana arının en verimli olduğu süre 2 yıldır. 2 yaşını doldurmuş bir ana çeşitli yöntemler

kullanılarak değiştirilmelidir. Çünkü yaşlı bir anaarının yumurtlama yeteneği azalmıştır bu yüzden kovan

yeteri kadar güçlenemez. Ayrıca yaşlı anaarılar oğul çıkarmaya daha fazla eğilimlidirler.

4) Oğul çıkartmamak: Arazide nektarın çok olduğu mevsimlerde arı kolonisi hızla çoğalır ve oğul

çıkarma eğilimine girer. 2-3 hatta bazen altıya kadar oğul çıktığı olur. Her oğul çıkışı kolonideki işçi

sayısının ve kovana getirilen bal miktarının azalması demektir. Arı kolonisinin en çok bal toplayabileceği

mevsimde oğul’a çalışması yıllık bal verimini çok düşürür. Hatta bazen çıkan oğullar kendilerine yetecek

balı toplayamadıkları için onları ayrıca beslemek gerekir. Onun için bal veriminin yüksek olmasını isteyen

arıcı, kolonilerin oğul çıkarmasını engellemek ya da kontrollü oğul’a izin vermek zorundadır.

5) Kovanların fenni ve standartlara uygun olması: Bu da verimi etkileyen faktörlerden birisidir. Çünkü

standart kovanlar yılların tecrübeleri sonucunda geliştirilmişlerdir. Arı kolonisinin en iyi şekilde çoğalıp, en

iyi şekilde bal toplayabileceği şekilde dizayn edilmişlerdir. O yüzden kovan ve çerçevelerin ölçü

standartlarına kesinlikle uyulmalıdır. Ayrıca çerçevelere suni petek takılması ihmal edilmemelidir. 1 kilo

petek yapabilmek için bir koloni 10 günlük bir çalışma süresi harcamak zorundadır. Bu da bal depolama

işinin aksatılması anlamına gelir.

ARICILIĞIN ÜLKEMİZDEKİ PROBLEMLERİ:

Ülkemizde arıcılık maalesef uygulanan devlet politikalarıyla değil, bu işe gönül vermiş insanların fedakar

gayretleriyle bu noktaya gelmiştir. Arıcılığa başlamak isteyenler ilk adımı attıkları andan itibaren bu

problemleri de yaşamaya başlarlar.

Arıcılık yapmak isteyenlerin karşılaşacağı problemleri genel olarak şöyle sıralayabiliriz:

1) Türkçe kaynak problemi: Maalesef bu konuda yazılmış 5-6 kitap ve birkaç broşürden fazlasını

aramak hüsran olacaktır. Bu kitapların çoğu da 20-30 sene evvel yazılmış kitapların tekrar basımlarıdır.

2) Danışacak kurum problemi: Arıcılığa karar veren bir kişinin hemen her problemini danışıp sağlıklı

cevap alabileceği kurumlar maalesef belli merkezlerin dışında kısıtlıdır. Alacağı cevaplar da kendi sorusuna

özel cevaplar olmaktan çok, genel problemler için üretilmiş cevaplardır. O yüzden arıcı için en önemli bilgi

kaynağı bu işi yapan ve kendisinden daha tecrübeli başka bir arıcıdır.

3)Standart Problemi: Ülkemizde bir çok konuda olduğu gibi arıcılık konusunda da standartlar

konmamıştır, ya da konulmuş olan standartlara riayet edilmemektedir. Örneğin, ülkemizde en çok

kullanılan Langsroth tipi kovanın dünyadaki standart ölçüleri bellidir. Ama nedense ülkemizde her firmanın

ürettiği kovan birbirine uymaz. Hatta aynı firmadan değişik yıllarda alınan kovanlar da bile uyum

problemleri yaşanır. Eğer bu konuda hassasiyet göstermezseniz 3-5 yıl içinde arılığınızda birbiriyle

uyumsuz değişik tipte kovanlara sahip olursunuz. Kimisinin çerçevesi oturmaz, kimisinin ballığı birbirine

uymaz.

4) Pazarlama Problemi: Son yıllarda denetimsizce yurtdışından ülkemize giren ucuz ballar yüzünden,

hilesiz bal üreten arıcılar ballarını hakkıyla pazarlayamamaktadırlar. Aradaki fiyat farkından dolayı tüketici

haklı olarak ucuz olan balları tercih etmektedir. Bu da işini layıkıyla yapan arıcı açısından haksız rekabete

yol açmaktadır.

Bal ve balmumu genelde iç piyasada tüketildiği için sonuçta bir şekilde pazarlanabilmektedir. Ama diğer

arı ürünleri konusunda problemler yaşanmaktadır. Son dönemlerde çok değerli olduğu söylenen ama ne

hikmetse tüketiciden ucuza alınan polen, arı sütü gibi ürünlerden de para kazanılmaya başlanmıştır. Ama

her arıcılık kitabında çok değerli olduğu yazılan prepolisi kendi değerinde satabilecek bir yer halihazırda

yoktur.

5) Hastalıklarla mücadele problemi: Arı hastalıklarıyla mücadele yöntemleri tam olarak bilinemediği

için zaman zaman yanlış uygulamalar yapılmaktadır. Özellikle arı hastalıklarının teşhisi tam olarak

konulamadığı durumlarda bilinçsiz ilaç kullanımı gündeme gelmektedir. Yanlış zamanda ve yanlış şekilde

uygulandığı için ülkemizde üretilen ballarda bazen ilaç kalıntılarına rastlanmaktadır. Özellikle yurtdışına

ihraç edilen ballarda bu tür kalıntılara rastlandığı için ballarımızın geri gönderildiği haberleri zaman zaman

medyada çıkmaktadır.

ARICILIK VE TÜRLERİ:

ARICILIK:

Genel anlamda arıcılık, bir amaç doğrultusunda “Arıları Kullanabilme ve Yönetebilme Sanatı” olarak

adlandırılabilir. Teknik arıcılık için bilgi ve tecrübeye ihtiyaç vardır. Aksi halde, bilgi ve tecrübe olmadan

teknik arıcılık hatta sıradan bir arıcılık bile yapmak mümkün değildir. Arıcılığa başlamadan önce arı ailesi

(koloni), aile bireyleri ve koloninin yaşam düzeni ile arıcılığı ilgilendiren diğer konularda bilgi sahibi

olunmalıdır.

Bilgi ve tecrübeden yoksun yapılacak arıcılık ekonomik kazanç bir yana, başarısızlıkla sonuçlanır.

Arıcılığın tarihçesi insanların mağara hayatı yaşadığı on binlerce yıl öncesine kadar gitmektedir. MÖ.

7000 yıllarına ait mağaralara çizilen resimler, çok eski tarihlere ait arı fosilleri ve benzeri tarihi buluntular

bu görüşü doğrulamaktadır. İlk insanlar doğal olarak ağaç kovukları ve kaya oyuklarına yuvalanan oğulları

öldürerek ballarından yararlanmışlardır.

Tarihi gelişim içinde taş devrinden itibaren; önce mantar ve ağaç kütükleri sonra da toprak ve kilden

yapılmış kaplar kovan olarak kullanılmış ve zamanla bugün kullanılan kovanlar geliştirilmiştir. Gerçek

arıcılık, insanların ağaç kovukları içinde yuvalanan arıları öldürmeden bir miktar bal almaları ve bir miktar

balı da arılara bırakmaları ile başlamıştır. Arıların gen merkezlerinin Orta-Doğu ülkeleri olduğundan arıcılığın

ortaya çıkması bu ülkelerde olmuştur. Bununla birlikte MÖ. 1300 yıllarına ait olduğu sanılan ve Hititler

devrinden kalma Boğazköy’deki taş yazıtlarda arılardan bahsedilmesi arıcılığın Anadolu’da da çok eski

tarihlere dayandığını göstermektedir.

Son birkaç yüzyıl öncesine kadar çok uzun bir süre ilkel olarak yapılan arıcılık, bir çok bilimsel buluş ve

gelişmelerin ışığında günümüz arıcılığına kadar gelişme süreci yaşamıştır. Günümüz arıcılığına

gelinmesinde; 1787 yılında ana arının havada çiftleştiğinin tespiti, 1845 yılında arı üreme biyolojisinin

izahı, 1851 yılında çerçeveli fenni kovanın keşfi, 1857 yılında temel petek kalıplarının bulunuşu, 1865

yılında bal süzme makinesinin icadı, 1882 yılında larva transfer yöntemiyle ana arı yetiştirme tekniğinin

keşfi ve 1926 yılında ana arılarda yapay döllemenin bulunuşu gibi icatlar katkıda bulunmuştur.

NEDEN ARICILIK:

Modern tarımın önemli dallarından biri olarak kabul edilen arıcılığı, yurdumuzun hemen her yerinde

başarıyla yapmak mümkündür. Yaşadığımız coğrafyanın iklimi ve bitki örtüsü özellikleri, arıcılıktan verimi

yüksek sonuçlar alınmasına olanak sağlayacak niteliktedir. Arıcılık az bir sermaye ve emekle yapılmaya

çok uygun bir uğraştır. İsteyen herkes evinin bahçesinde 2-3 kovana bakabileceği gibi, işe ticari boyut

katıp bu sayıyı rahatlıkla 20-30 kovana çıkartabilir. Bu özelliğinden dolayı, bir ailenin geçimini sağlayan

ana uğraş olabileceği gibi, diğer işlerin yanında ek gelir sağlayan yardımcı bir faaliyet olarak da rahatlıkla

yapılabilir.

Arıdan elde edilen bal, balmumu, polen ve diğer ürünler ülke ekonomisine önemli girdiler sağlar. Bu

ürünlerin besin olarak tüketilmesinin sağlıklı yaşam ve dengeli beslenme konusuna olan katkıları da

herkesçe bilinir. Arıcılığın tarım açısından en büyük önemi ise, bitkilerin tozlaşmasında oynadığı roldür.

Polen toplamak için çiçekten çiçeğe gezen arı, bitkilerin doğal yoldan döllenmesine yardımcı olur. Yapılan

araştırmalara göre arının bu fonksiyonu yaklaşık olarak üründe %40 verim artışı sağlar.Yurtdışında birçok

meyve bahçesi sahibi tozlaşma döneminde bahçesi için arı kovanı kiralar. Buralarda arıcılar bu işten de

gelir elde eder.

Bir arı kolonisi diğer tarımsal üretim dallarında olduğu gibi sürekli bakım istemez. En azından sabah

akşam, yem, su, gübre vs istemez. Belli dönemlerde birkaç saati alacak bir bakım işlemi, sağlıklı arı

kolonilerine sahip olmak için yeter de artar bile. Arıcılık ayrıca büyük uzmanlıklar gerektirmez, kolaylıkla

öğrenilebilir. Zaten arıcıların en büyük meziyetlerinden birisi de bildiklerini başkalarına öğretme arzusudur.

Arıcılık yapmaya karar veren herkes, bu işi bilenlerin yardımlarıyla kısa zamanda arıcılık faaliyetinin ince

ayrıntılarını öğrenmeye başlar.

Arıcılığın çok önemli bir uğraş olduğu, bu işe gönül verenler tarafından sıklıkla vurgulansa da maalesef

ülkemizde bu alanla ilgili gerekli ve yeterli yatırımlar önemsenerek yapılmamaktadır. Bilindiği gibi bütün

dünyada sentetik katkı maddeleri içermeyen doğal gıdalara karşı büyük bir ilgi oluşmaya başlamıştır.

Arıcılık hiçbir teknolojik yatırım yapmaya gerek kalmadan kendiliğinden katkısız ve doğal gıda üreten bir

sistemdir. Bu yüzden ekonomik değeri önümüzdeki yıllarda kendiliğinden artacaktır.

GELENEKSEL ARICILIK:

Yüzyıllardan beri yapılan arıcılık türüdür. Yurdumuzda ‘Kara kovan’ tabir edilen kovanlarda yapılır. Bu

kovanlar yöreden yöreye çok değişken özellikler gösterir. Tahtadan sandık gibi yapılan çeşitleri olduğu

gibi, sepet şeklinde örülerek çamur ve hayvan dışkısıyla sıvananları da vardır.

Geleneksel sistemde her şey doğal olarak seyreder. Arı kolonileri arıcının denetimi altında değildir. Arıcının

yapabileceği tek şey kovanları dış etkenlerden korumaktır. Bu sistemde arıları gerekli olduğunda

beslemek, hastalıkları teşhis edip ilaçlama yapmak, kovan içi problemlere müdahale etmek, ana arıyı daha

verimli bir ana arıyla değiştirmek gibi uygulamalar mümkün değildir. Bal verimi düşüktür ve ayrıca bal

hasadı da oldukça zordur.

Geleneksel sistemin tek avantajı üretimde yapay hiçbir şey olmayışı, petek ve balın tamamen doğal

özelliklere sahip olmasıdır. Bu yüzden geleneksel yöntemlerle üretilen ballar pazarda, modern yöntemlerle

üretilen ballara nazaran daha çok tercih edilirler.

MODERN ARICILIK:

Modern arıcılık 1850’li yıllarda çerçeveli kovanların keşfedilmesiyle başlayan arıcılık türüdür. Modern

sistemi geleneksel sistemden ayıran 3 tane temel özellik vardır. Çerçeve, hazır petek ve balı bu

peteklerden sızdırmaya yarayan bal süzme makinesi.

Balarısı 1 kilo balmumu yapabilmek için yaklaşık 10 kilo bal ve çok yoğun bir emek harcar. Hazır petek

arının işini çok kolaylaştırır. Arı çerçeveye takılmış hazır peteği kısa zamanda kabartır, ve petek gözlerine

bal depolamaya başlar. Böylece arı çok zahmetli olan peteğin temelini oluşturma işleminden kurtulmuş

olur ve zamanının büyük kısmını bal depolamaya harcar. Ayrıca bal süzme makinesinde balı boşaltılan

petekler arılar tarafından tekrar tekrar kullanılabilir.

Yurtdışında plastik benzeri bir maddeden hücreleriyle birlikte hazır petek yapma çalışmaları sonuç

vermiştir. Özellikle yabancı Internet sitelerinde çok sayıda plastik hazır petek satış ilanları göze

çarpmaktadır. Böylece modern çağın imkanlarıyla arılar petek gözlerini yapma zahmetinden de kurtarılmış

görülmektedir.

Modern sistemin geleneksel sistemlere avantajlarını şöyle sıralayabiliriz:

  1. Yapay petek kullanıldığı için arı performansını bal depolamaya harcar ve böylece bal üretimi çok

daha fazla olur.

  1. Bal hasadı çok kolaydır.
  2. Kovanlar rahatlıkla açılıp problem ve hastalıklar tespit edilebilir.
  3. Irk ıslahı için anaarı değiştirilebilir.
  4. Zayıf kovanlar rahatlıkla birleştirilebilir.
  5. Oğul verdirmek veya verdirmemek arıcının kontrolündedir.
  6. Suni oğullar almak mümkündür.
  7. Arı kolonisi rahatlıkla başka bir kovana alınabilir.
  8. Polen, arı zehir’i, arı sütü gibi diğer arı ürünleri rahatlıkla alınabilir.
  9. Arıcılık alanındaki yeni gelişmeler ve yeni teknikler kolaylıkla uygulanabilir.
  10. Balın kıt olduğu senelerde arıların kış ve ilkbaharda sönmelerinin önüne geçmek modern kovanlarda

çok kolaydır. Sonbaharda vereceğimiz 3-5 kilo şeker şerbeti o koloninin kışı rahatlıkla geçirmesine

yeter.

Modern sistemin tek dezavantajı, yapay petek imalatında kullanılan maddeler konusunda duyulan

kuşkudur. Özellikle bu konuda standartların konulmadığı ve kontrollerin zayıf olduğu ülkemizde bu durum

vatandaşlar arasında bir kuşkuya yol açmaktadır. Bu kuşkudan kurtulmanın yolu ise satın alınan yapay

petekli balın ortasındaki yapay peteği yememektir.

BAL DÖNEMİ :

İlkbahar bitip yaz aylarına girildiğinde artık büyük bal toplama mevsimi de başlamış olur. Bal toplama

mevsiminin başladığı arıların kovana girişlerinden belli olur. Uçma tablasının üzerinde polen taşıyan

arılardan başka, vücut hatları daha irice ve sanki bir şeyden ıslanmış gibi rengi koyulaşmış olan arılar da

görülür, işte bunlar bal özü taşıyan arılardır. Ayrıca öğleden sonra uçuş tahtası üzerinde çok sayıda işçi

arı arkaları kovana dönük şekilde kanat çırpar. Vantilasyon yapan bu arıların amacı kovan içinde hava

sirkülasyonunu sağlayarak, getirilen taze balın suyunu uçurmak ve kovan içinde oluşan aşırı rutubeti

dışarı atmaktır.

Kovan kapağı açıldığı zaman artık arıların eskisi kadar hırçın olmadıkları fark edilir ve kovan içinden taze

balın kokusu duyulur. Çıtaların üst kısımlarının beyaz petekle kabartıldığı görülür. Ballıktan bir çerçeve

çekilirse artık balın sırlanmaya başladığı tespit edilir.

Arılıktan bir test kovanı seçilerek altına tartı için bir baskül konursa, günlük ağırlıklar karşılaştırılarak

büyük bal toplama mevsiminin başladığı pratik olarak anlaşılabilir.

Yaz ayında arıcı kovanların içindeki bal durumunu izleyip gerekli müdahaleleri zamanında yapmalıdır. Eğer

mevsim çok elverişli ve gelen bal da çoksa, bal sağımına hemen başlanır. Petek gözlerinin en az üçte ikisi

kapanmış petekler hiç bekletilmeden sağılarak boşalan petekler kovandaki yerlerine tekrar konur. Böylece

hazır kabartılmış peteği arılar çok kısa zamanda tekrar balla doldurabilirler. Bal akımının yoğun olduğu

dönemlerde arılar 3-5 günde bir katı doldurabilir.

Arı nüfusu birinci ballığa sığmamaya ve ballıktaki çerçeveler sırlanmaya başladığında, artık ikinci ilaveyi

verme zamanı gelmiştir. İkinci ilave genellikle kuluçkalıkla birinci ilavenin arasına konur. İlk konulan ilave

bal dolu çerçevelerin sırlanması için en üste yer alır, ikinci ilave de hemen kuluçkalığın üzerinde olduğu

için arılarca daha kolay kabartılarak bal depolanmaya başlanır.

Bu mevsimde arıları güneşten ve sıcaktan korumak gerekir. Fazla güneşe maruz kalan arılarda miskinlik

ve uyuşukluk görülür. Kovaniçi sıcaklığın 37 dereceden yukarıya çıktığı durumlarda arılar çalışmayı bırakır.

Bütün güçlerini kovanın soğutulması için vantilasyon yapmaya harcarlar. Ayrıca yüksek sıcaktan kovan

içindeki petekler eğilir yamulur.

Kovanları sıcaktan korumak için üzerlerine çardak yapılabilir ya da ot, dal parçaları konulabilir.

Bu ayda eğer etraftaki su kaynakları yeterli gelmiyorsa arılıkta muhakkak sulama tertibatı bulunmalıdır.

Arılar çok yüklü ve yorgun geldikleri zaman genelde kovan uçma tablasına konamayarak yere düşer. Bal

toplama mevsiminde mümkünse bu uçuş tablasının genişletilmesi gerekir.

Yine bu mevsimde kovanların önünü kapayacak kadar büyüyen yabani otlar temizlenmeli arılara rahat

uçuş imkanı sağlanmalıdır.

Yaz sonunda özellikle sarıca arılara karşı gerekli tedbirler alınmalıdır. Bu dönemde sarıca arılar arılıklara

saldırarak, onların depoladıkları bala ortak olmaya çalışırlar. Ayrıca bir şekilde arazide kendine yuva

yapmış kaçak oğullar eğer kış için gerekli balı toplayamadılarsa, arılıklara saldırarak yağmalamaya çalışırlar. Bunlara harami arılar denir. Bununla ilgili önlemler de alınmalıdır.

Yaz mevsiminin sonlarına doğru artık arazideki bal kaynakları kesilir. Arıların bal getirme işlemi azalmaya

başlayınca bal hasadı zamanı gelmiş demektir. Bal hasadı fazla gecikmeden usulüne uygun bir şekilde

yapılır.

BAL HASADI:

Bal hasadı bal toplama mevsiminin sonlarına doğru, arazideki nektar akımı henüz bitmeden yapılmalıdır.

Nektar akımı kesildikten sonra yapılan bal hasadında arılar çok hırçın olur ve yağmalama eğilimi gösterir.

Hasaddan önce arıcı problem yaşamamak için gerekli bütün hazırlıkları yapmalıdır.

İlk hazırlık, hasat edilen balların konacağı mekanın hazırlanmasıdır. Burası arıcının rahat çalışabileceği

şekilde düzenlenir. Odanın içerisine arı girmesini engelleyecek bütün önlemler alınır.

İkinci hazırlık arıcının kendi hazırlığıdır. İyi bir maske ve iş tulumu giyilir. Özellikle paçalardan arı girişini

engellemek için ayaklara poşet geçirerek paçaların lastikle bağlanması önerilir.

Arıcı bütün ekipmanını gözden geçirir. Eldiven, eldemiri, fırça, körük, üzerine ballık ilavelerini koyabileceği

bir sehpa, arıları kovan önüne silkme esnasında kullanacağı genişçe beyaz bir örtü hazırlar.

Bal hasadına yağmacılık tehlikesini önlemek için sabahın erken saatlerinde başlanır. Saatler ilerleyip

havanın ısınmasıyla birlikte yağmacılık eğilimi başladığında hasada son verilmelidir. Soğuk ve bulutlu

günlerde de arılar kuluçkalıkta salkım düzenine geçeceklerinden, ballıktaki arı sayısı en asgari seviyede

olur.

Arıları ballı çerçevelerden uzaklaştırmak için genellikle 4 yöntem kullanılır:

1) Silkme, Süpürme Yöntemi: Çok büyük miktarlarda kovanı olmayan arıcıların en çok uyguladıkları

yöntemdir. Temiz ve sağlığa zararlı katkı maddesi içerme riski olmayan bu yöntemin en büyük dezantajı

arıların hırçınlaşması ve yağmacılıktır.

Üzerine kovan gövdesinden ayırdığımız ballıkları koyacağımız bir sehpa hasat yapacağımız kovanın

yanına yerleştirilir.

Usulüne uygun yak ılmış olan körükten yavaşça dalgalar halinde örtü tahtasının kenarlarından 2-3 kere

duman verilir.

Ballık ilavesi e ldemirinin yardımı ile kuluçkalıktan ayrılarak sehpanın üzerine konur ve üzeri hemen örtülür.

Kuluçkalığın üzeri de örtü tahtasıyla kapatılır.

Bu aşamada iki silkeleme yönteminden birisini tercih etmek gerekir. Birincisi arılar kovan önüne

silkelenebilir. Bunun için hazırlanan beyaz örtü uçma tahtasını da kaplayacak şekilde kovan önüne serilir.

Örtüye silkilen arılar körükle duman verilerek kovana doğru yönlendirilir.

İkinci silkeleme yönteminde ise kuluçkalık örtü tahtasıyla kapatıl ır fakat arıların yukarı ve aşağı

gitmelerini sağlayacak bir delik bırakılır. Bu sayede kuluçkalıktaki arıların hasat sırasında rahatsız olup

hırçınlaşmaları engellenmiş olur. Kuluçkalığın üzerine içinde 4-5 adet boş petekli çerçeve bulunan bir ballık

ilavesi konur, üstü ıslak bir bezle örtülür. Arılar üstteki ballığın örtüsü yarım açılarak buraya silkinir. Arada

bir ballığın üzerinde duman gezdirilerek arıların uçuşları engellenir.

Bazı arıcılar kuluçkalık üzerindeki ballığı almadan doğrudan ba llı çerçeveleri almaya ve arıları bunun

üzerine silkmeye başlarlar. Bu oldukça sakıncalı bir yöntemdir. Çünkü ballık içine silkilen arı tam yerine

yerleşmeye başlarken ikinci çerçeveyle yukarı çıkarak tekrar silkinir. Birden fazla silkilen arılar ise

hırçınlaşarak deli gibi saldırmaya başlar ve hasadı zora sokar.

Bazı arıcılık kitaplarında ise ballık alındıktan sonra çerçevelerin doğrudan kuluçkalığa silkelenmesi

önerilmektedir. Özellikle hırçın arı ırklarıyla çalışan arıcılar için bu da işi zora sokan bir yöntemdir. Bu

şekilde davranıldığında kuluçkalıkta bulunan arılar da taciz olacağından hırçınlaşarak saldırmaya başlar.

Silkeleme işleminde çerçevenin iki ucu tutularak hızlıca aşağı doğru silkme hareketi yapılır, ya da

çerçeve tek ucundan tutularak boşta kalan elle çerçeveyi tutan elin üzerine sertçe vurularak arıların

aşağı düşmesi sağlanır. Arıcı kalan bir kaç arıyı da yavaşça fırça ile süpürüp uzaklaştırarak elindeki

çerçeveyi yardımcısına verir. Yardımcı çerçeveyi alarak bu iş için hazırlanmış altı kapalı bir kutunun içine

koyar ve hemen üstünü ıslak bir bezle kapatır. Bu şekilde hızlıca hasat yapılmış olur. Bu esnada arıcı sağa

sola bal bulaştırmamaya ve arıları öldürmemeye dikkat etmelidir. Bal bulaşıkları yağmacılığa neden olur.

Hasat edilen kovanın üzeri hızlıca örtülür ve ikinci kovana geçilir.

2) Arı Kaçıran Yöntemi: Bu yöntemde ortasına arı kaçıran aleti monte edilmiş örtü tahtası kuluçkalık ile

ballık arasına konur. Arı kaçıran sayesinde arılar kuluçkalığa inebilirler fakat yukarı çıkamazlar. Böylece 2-3

gün içerisinde ballık arılardan boşalmış olur ve ballı çerçeveler kolaylıkla hasat edilir. Bu yöntemin sağlıklı

olarak uygulanabilmesi için ballıkta kuluçka olmaması gerekir, çünkü bakıcı arılar aşağıya inmedikleri için

ballık boşalmamış olur. Bu yöntemin sakıncası ise özellikle çok sıcak havalarda vantilatörcü arılar yukarıya

çıkamadığı için ballıktaki balların erimeye başlamasıdır.

3) Kimyasal Madde Yöntemi: Bu yöntem yurtdışında çok büyük ticari arılıklarda kullanılır. Arıların

kokusundan hoşlanmadığı madde kapağın altına yapılan özel bir düzeneğe sürülerek kovan kapatılır. Arılar

belli bir süre zarfında ballığı terk ederek kuluçkalığı iner.

Bu yöntemde kullanılan kimyasal maddelerden bazıları in san ve arı sağlığı açısından risk oluşturduğundan

uygulanabilmesi için yasal düzenlemelere ihtiyaç vardır.

ABD’de kimsayal madde olarak yalnızca “Benzaldehyde” ile “Propionic ve Butric Anhydride” kullanımı için

izin verilmektedir. Ülkemizde bazı arıcılar tarafından kullanılan ticari adı “Fenol” olarak bilinen “Carbolic

acid” kullanımı ise yasaklanmış bulunmaktadır.

4) Hava Üfleme Yöntemi: Bu yöntem basınçlı hava üfleyerek arıların çerçevelerden uzaklaştırılması

esasına dayanır. Bunun için kovan önüne altı açık bir sehpa konur. Kovan uçma deliği ile sehpanın arasına

genişçe bir bez gerilir. Ya da uçma deliğine arıların rahatlıkla tırmanması için bir rampa konulur. Ballık

sehpanın üzerine konarak çerçeve aralarından basınçlı hava püskürtülür. Havanın tazyikiyle örtü üzerine

düşen arılar dumanla yönlendirilerek kovana girmeleri sağlanır. Arılardan boşalan ballık altı ve üstü

kapatılarak süratle arılıktan uzaklaştırılır.

Yurtdışında bu iş için geliştirilmiş çok çeşitli modellerde hava üfleyen aletler satılmaktadır. Ülkemizde ise

pratik olarak havayı dışarıya üfleme düzeneği olan elektrikli süpürgeler kullanılabilir.

HASAD’TAN SONRA YAPILACAK İŞLER

Balın Süzümü

Bal süzme işlem i yapılmadan önce oda sıcaklığı, süzme kolaylığı ve akıcılığın sağlanması açısından 25-30

oC olmalıdır. Süzülecek çerçevelerin petekleri üzerindeki sırlar, sır bıçağı veya sır tarağı ile alınır.

Sırı alınan petekler elle veya elektrikle döndürülen santrifüj (bal süzme) makinesine yerleştirilerek balları

çıkartılır. Yurt dışında sır alma ve bal süzme işlemi, çoğunlukla tamamen otomatik makinelerle

yapılmaktadır.

Peteklerde kalan bal bulaşıklarının temizlenmesi için balı süzülmüş petekler akşam üzeri kuluçkalığın

üzerine verilerek arılarca temizlenmesi sağlanır. Bu temizlenme işi yağmacılığa neden olmamak için

kesinlikle gündüz yapılmamalıdır. Bu çerçevelerden temiz ve kullanılabilecek olanlar saklanarak ilkbaharda

tekrar kovanlara verilebilir.

Balı Süzülmüş Peteklerin Değerlendirilmesi

Balı alınan peteklerin tekrar kullanılabilecek du rumda olanları tecritli petek odalarında muhafaza edilir.

Petek güvesine karşı, petekler askıya dizilerek içinde korlaşmış mangal kömürü bulunan mangallarda veya

elektrik ocaklarında toz kükürt yakılarak dumanlama yapılır. Ancak bu uygulamada peteklerde bulunan

güve yumurtaları ölmediğinden uygulama 2-3 haftalık aralıklarla bir kaç kez tekrarlanır. Gerektiğinde bu

petekler gelecek ilkbaharda tekrar kullanılabilir. Ancak bu tür peteklerin tekrar kullanılması hastalıklar

yönünden riskli olabilir. Bu yüzden bazı ülkelerde peteklerin sadece bir yıl kullanılmasına müsaade edilir.

Muhafaza yönteminde naftalin kesinlikle kullanılmamalıdır. Petrol ürünü olan naftalin kanserojen bir madde

olup bal ve balmumundaki kalıntısı insan sağlığı için tehlikelidir. Kullanılamayacak durumdaki petekler,

eritilerek kalıp mum haline getirilir.

Balın Dinlendirilmesi

Bal süzme makinesind e elde edilen bal, gittikçe incelen çok katlı elekten geçirilerek mum kırıntıları ve

diğer yabancı maddeler ayıklanır. Buna rağmen küçük parçacıklar ve oluşan hava kabarcığı balın rengini

bulandırır. Bunun için bal, dinlendirme tankına alınır ve dinlendirilir. Küçük mum kırıntıları ve hava kabarcığı

köpük şeklinde üstte toplanır. Köpüklü kısım arılara yem olmak üzere ya da sirke ve likör yapımı için ayrı

bir yerde depolanır. Dinlendirme kabındaki bal durulduğunda ve berraklaştığında ambalajlanabilir.

Balın Depolanması

Bal, değişik yapı taşl arından oluştuğundan depolama sırasında bile yapısal olarak sürekli değişikliğe uğrar.

Bu değişmeler genellikle kristalleşme, renk koyulaşması, asitlik derecesinin artması, balın içinde bulunan

şeker çeşitlerinde artma ve azalma olması şeklindedir. Bunun yanında balın depolanma süresinin artması

ve ısıtılması HMF (hidroksi metilfurfurol) değerini yükseltir.

Balın kristalleşmesi 5-7 ºC’ da, ekşimesi 10 ºC’ da başladığından süzülen ballar eğer ısıtılmayacaksa 5 ºC’

nin altında tutulmalıdır. Kristalize olmuş balın tekrar eski haline dönmesi için bal kabı sıcak su dolu bir kap

içerisinde bekletilerek balın çözülmesi sağlanır. Bal kabı hiçbir zaman doğrudan ateş ile temas etmemelidir.

Çözünen bal tekrar kristalize olabilir.

KOVAN ÇEŞİTLERİ VE ÖLÇÜLERİ:

Arı kolonisinin bütün bir ömrünü geçirdiği kovanın teknik özellikleri, arıcılığın verimliliğiyle yakından

ilgilidir. Bugün dünya üzerinde çok değişik modellerde kovan çeşitleri kullanılmaktadır, fakat en yaygın

olanları Langstroth ile Dadant tipi kovanlardır.

Yurdumuzda bir çok arıcı Langstroth tipi kovan kullanmakla birlikte, bu kovanlar değişik ölçülerde

yapıldığı için Dadant tipine yaklaşan ara modeller çoğunluktadır.

Kovan, dip tahtası, gövde-kuluçkalık, ballık, örtü tahtası ve kapak olmak üzere 5 parçadan oluşur.

Kovan dip tahtası eğer tek parçadan yapılamıyorsa, parçaların birleşme yerlerinde boşluklar

bırakılmamalıdır. Çünkü dip tahtasındaki her boşluk ve çatlak, dışarıdan gelen bakteri, mantar ve böcekler

için bir yaşama alanı sağlar. Özellikle güve kelebeği yumurtalarını bu çatlakların içine bırakır.

Gövde ya da diğer ismiyle kuluçkalık arıların esas yaşam alanıdır. Arıların giriş deliği bu bölümdedir. Ana

arı genellikle bu bölümde bulunur ve yumurtlama işlemlerini buradaki petek üzerinde yapar. Arılar uygun

mevsimde kovan gövdesine sığamadıklarında üst kata çıkarlar. Arı kolonisi kış mevsimini kuluçkalıkta

geçirdiği için kovan gövdesinin sağlamlığına ve kış şartlarına dayanıklılığına daha çok özen gösterilmelidir.

Örtü tahtası olarak sağlam bez ya da çuval parçaları da kullanılabilir. Hatta birçok arıcı bunu tavsiye

etmektedir. Bez parçasının avantajı kovan örtüsü açılırken ses yaparak arıyı kızdırmaması ve özellikle

yazın kovaniçi havalandırmasına yardımcı olmasıdır. Ayrıca kovan içindeki nem ve rutubetin atılmasına da

yardımcı olur.

Kapakta havalandırma delikleri muhakkak bulunmalı ve yazın bu delikler açılmalıdır. Yine kovan kapağı

yerine iyi oturan ve hava şartlarından kovanı koruyacak şekilde yapılmalıdır.

Eğer kovan hazır olarak satın alınacaksa muhakkak arıcılıkla uğraşan firmalardan alınmalıdır. Özellikle

arıcılıkla uğraşmayan, yerli marangozların yaptıkları kovanlarda bir çok teknik hatalar bulunmaktadır.

Hangi tip kovan kullanılacak olursa olsun, iyi bir kovan için dikkat edilmesi gerekenler ortak kurallar

aşağıdaki gibidir:

1- Kovan gövdelerinin kalınlığı en az 2.5x 3 cm olmalıdır. Kovan gövdelerinde kullanılacak tahtalar iyi

kurutulmuş, budaksız ve sağlam ağaçlardan yapılmalıdır. Ihlamur ağacı kovan yapımında tercih edilir.

Fakat bulunamazsa en ideali çam tahtasıdır.

2- Kovanlar muhakkak usta birisi tarafından yapılmalı ve ölçüleri hassas olmalıdır. Yapılan bütün

kovanların aynı ölçüde olmasına dikkat edilmelidir. Buna dikkat edilmezse özellikle çerçeve ve ballıkları

farklı kovanlarda kullanmak isteyince büyük problemler yaşanır.

3- Kovan modelleri daha önceden denenmiş ve kabul görmüş ölçülere göre yapılmalıdır. Uzun

tecrübelerin sonucunda ortaya çıkan bu modeller arıların kendi doğal düzenlerini bozmadan en iyi şekilde

yaşamalarını sağlar.

4- Kovan gövdesinin özellikle birleşme yerlerinden içeriye rutubet almaması için izolasyona dikkat

etmelidir.

5- Kovanların yalnızca dışa bakan tarafları beyaz ya da krem rengi boya ile güzelce boyanmalıdır.

6- Seyyar arıcılık yapacaklar düz kovan kapağını, sabit arıcılık yapacaklar ise beşik şeklindeki kovan

kapağını tercih etmelidirler.

7- Arıların kovan içinde rahatça çalışması ve özellikle yaz günlerinde kovan içinin havalanabilmesi için,

gerekli boşlukların bırakılması gerekir. Buna göre;

– Yanlardaki iki çerçeve ile kovan iç yüzeyi arasında en 7.5 mm,

– Çerçeve başları ile kovan iç yüzeyi arasında 10 mm,

– Dip tahtası ile çerçeve alt çıtası arasında 25 mm,

– Bir çerçevenin ortası ile diğer çerçevenin ortası ar asındaki boşluk 36-38 mm,

– Çerçeve üst çıtaları arasında 12 mm,

– Çerçeve üst çıtaları ile örtü tahtası ar asında 10 mm boşluk olmalıdır.

8- Kovan dip tahtası mümkünse muhakkak seyyar yapılmalıdır.

TSE 3409 STANDARDINA GÖRE LANGSTROTH KOVANIN ÖLÇÜLERİ:

ARICININ TAKVİMİ :

Arıcılık çalışmaları genel olarak 4 ana döneme ayrılır. Bu dönemler, ilkbahar bakımı, oğul dönemi, Bal ve

hasat dönemi, sonbahar bakımı ve kışlatma dönemi olarak isimlendirilir.

Aslında bu dönemler kesin sınırlarla birbirinden ayrılamayan, birbirini etkileyen süreçlerdir. Her dönemde

arıcı yapması gereken işleri aksattığında , takip eden dönemde bu aksaklıklar karşısına verimi düşüren

problemler olarak çıkar.

Modern arıcılıkta arıcının hedefi büyük bal toplama mevsimine kadar kovandaki arı sayısını olabildiğince

artırmaktır. Bal toplama mevsiminde bu sayıyı 80.000-100.000 yapabilen arıcı o sene istediği balı alabilir.

Bu sayı ne kadar düşük olursa arının getireceği nektar da o kadar az olur.

İLKBAHAR BAKIMI:

İlkbaharın ilk günlerinde arıcının kovanlar üzerinde yapacağı çalışmaların, o seneki bal verimi üzerinde

çok büyük etkileri olur. Bilinçli bir arıcı ilkbahar bakımını ihmal etmeyerek, arılıktaki problemleri en baştan

çözer ve bal toplama mevsiminde arılarını en verimli şekilde çalıştırır.

Verimi yüksek ürün almak isteyen arıcının hedefi, büyük bal toplama mevsimine kadar kovandaki arı

sayısını mümkün olduğunca çok artırmak olmalıdır. Bal toplama mevsiminde bu sayıyı 80.000-100.000

yapabilen arıcı o sene istediği miktardaki balı alabilir. Bu sayı ne kadar düşük olursa arının getireceği ve

depolayacağı bal da o kadar az olur.

Arazide nektar akımının yoğunlaştığ ı günler olarak tanımlayabileceğimiz büyük bal toplama mevsimi,

ortalama olarak 10 ile 30 günlük bir süreyi kapsar. Bu dönemde bitkilerin oluşturduğu nektar miktarı en

üst seviyeye çıkar. Bu süre yıl, iklim, mevsim ve coğrafi koşullara göre değişir. Arılar günlük

ihtiyaçlarından artan balı ancak bu mevsimde kovanlara depolayabilirler. Toplam arıcılık faaliyetlerini

mevsimlere bölersek, büyük bal toplama mevsimi süre olarak çok az bir zaman dilimini kapsar.

İlkbaharda arılıkta yapacağımız ilk işlerden biri, kış için aldığımız önlemler arıların uçuşunu engelleyecek

şekildeyse bunları kaldırmaktır. Eğer kovanları yan yana yaklaştırıp üstlerini örttüysek, kovan

yerleşimlerini gerçek durumlarına getirmek gerekir. Kovan giriş delikleri kapatılmışsa açılmalıdır. Ayrıca

kovan uçuş deliklerini tıkayan arı ölüleri temizlenmelidir.

İLK BAKIM VE KOVANLARIN DIŞTAN MUAYENESİ

Arılar ilkbaharın sıcak günlerinde özellikle dışkılamak için dışarı çıkma fırsatını kaçırmaz. Etrafta çiçekler

açmaya başladığı zaman artık kovana polen de taşımaya başlarlar. Fakat geceleri soğuk ve gündüzleri de

sıcaklık değişken olduğu için, havalar iyice ısınıncaya kadar kovanı açmak doğru değildir. Çünkü böyle bir

hareket yavruların üşümesine neden olacağı gibi, kovan ısısını düşürdüğü için bal tüketimini de artırır.

Ayrıca soğuk havalarda kovan kapağının açılması arıları paniğe sevk eder ve çok hırçınlaştırır. Bu yüzden

havalar ısınıncaya kadar kovanı dıştan muayene ederek ve arıların hareketlerine bakarak problemleri

tespit etmek gerekir. Arıcının dıştan muayene yaparak tespit etmesi gereken durumlar şunlardır:

  1. a) Ana arının varlığı: Bir kovanın hayatiyetini devam ettirebilmesi için ilkbaharda ana arının var olup

olmadığı çok önemlidir. Müsait günlerde arılar hızlı bir şekilde çalışıp kovana polen getiriyorlarsa bu ana

arının varlığına işarettir. Eğer arılar polen taşımıyor ve kovanın dış yüzünde geziniyorlarsa ana arı büyük

ihtimalle kışın ölmüştür.

  1. b) Besin durumu: Kovan alt tablasında görülen balmumu kırıntıları arıların açlık çektiğini gösteren

işaretlerden biridir. Ayrıca larvalar dışarı atılmaya başlanmışsa, bunun sebebi yavruların üşümesi

olabileceği gibi, aç kalmaları da olabilir. Dışarıya yoğun bir şekilde ölü arı atılıyor olması da akla, kovan

içinde oluşan bir hastalık dışında, besin durumunun kritik seviyede olduğunu getirir. Besin durumu

azaldığında kovan içindeki yaşlı arılar genç nesillerin yaşama şanslarını artırmak için intihar etmeye başlar.

Arılar genelde kafalarını petek gözü içine sokup havasız kalmak suretiyle intihar ederler.

Bir kovanın ortalama ağırlığı biliniyorsa, kucağımıza alıp tartarak içindeki yiyecek durumunu tahmin

edebiliriz.

Bu dönemde havalar iyice ısınmadığı için arılara şerbet vermek doğru değildir. İhtiyacı olan kovanlara

acilen katı yem vermek gerekir. Pratik bilgiler kısmında anlatıldığı gibi pudra şekeri ve süzme baldan arı keki yapılarak yemleme deliğinden verilir. Eğer arı keki yapılacak malzeme bulunamıyorsa, geçen

dönemden kalan ballı bir çerçevenin sırları alınarak kuluçkalık çerçevelerinin üzerine yatırılır. Üzeri hemen

bir bezle örtülerek kapak kapatılır.

  1. c) Kovan mevcudu: İşçi arılar kovana birer ikişer girip çıkıyorlarsa, kovanın arı mevcudu az ve

dolayısıyla zayıf sayılır. Ama işçi arıların canlı bir şekilde üçer beşer girip çıkması o kovanın güçlü

olduğunu gösterir. Ayrıca akşam arılar yerlerine girdikten sonra, kovana kulağımızı dayayıp bir elimizde

tıklatınca, güçlü kovanlar çok hızlı tepki verir ve güçlü bir vızıltı çıkarır. Güçsüz kovanların vızıltısı ise çok

zayıftır.

  1. d) Hastalık durumu: Kovandaki arıların herhangi bir hastalığa yakalanıp yakalanmadığı da uçuşları

gözlemlenerek tahmin edilebilir. Kovan tablasında normalinden çok fazla arı ölüsü varsa ve kovandaki

besin miktarının da yeterli olduğu biliniyorsa, bu durumda hastalıktan şüphelenilmelidir.

Yerlerde kanatsız arılar geziniyorsa varroa hastalığı var demektir. Yerlerde ve uçma tahtası etrafında

küçük gruplar varsa ve arılar uçmuyorsa nosema hastalığından şüphelenmelidir. Arılar içeriden kovan

uçma tablasına mumya görünüşlü yavru ölüleri taşıyorsa, kireç ya da taş hastalığı vardır. Dışarı çıktıkları

ilk birkaç gün arıların ishal olması normaldir. Fakat daha uzunca bir süre uçuç tablası ve arılığın önü

kirleniyorsa dizanteriden şüphe edilmelidir.

Dıştan muayene esnasında problem tespi t edilen kovanlar işaretlenerek, içten muayene esnasında ilk

önce bunlara bakılmalıdır.

BÜYÜK BAKIM VE KOVANLARIN İÇTEN MUAYENESİ

Havalar iyice ısınıp, gündüz ve gece arasındaki sıcaklık farkı azaldığında, artık kovanların büyük bakım ve

içten muayenesinin zamanı gelmiş demektir. Bakıma sakin ve güneşli bir günün sabahında başlanır. Bakım

esnasında sırasıyla şu işleri yapmak gerekir:

  1. a) Eğer arılar hırçınsa körük yakılır ve usulüne uygun şekilde kovana duman verilir. Duman usulüne uygun

verilmezse arılarda tam tersi bir etki yapar ve onları daha da hırçınlaştırır. Bu dönemde arazide nektar

akımı yeterli olmadığı ve kovandaki besin miktarı da kritik seviyede olduğu için, arılar stres altındadır.

Dolayısıyla bu dönemde arılar her zamankinden daha hırçın olur. Körük bol duman verecek şekilde pratik

bilgiler bölümünde anlatıldığı gibi yakılır. Uçma deliğinden yavaş dalgalar halinde 2-3 kere duman verilir ve

yaklaşık 2 dakika beklendikten sonra, gürültü yapmamaya dikkat ederek, üst kapak örtüsü açılarak

kontrole başlanır. Eğer gerekirse üst kapak örtüsünün kenarlarından da bir kaç kere yavaşça duman

verilir.

Yavruların üşümemesi için, üst kapak örtüsünün tamamı birden açılmaz. Eğer kovan üst kapak örtüsü

tek parça ise, kaldırıldıktan sonra kovan üstü açık bırakılmayarak, bir bezle örtülür ve gerektiği kadarı

açılır. Kontrol sırasında telaşsız ve hızlı bir şekilde hareket edilir.

  1. b) Kovan çerçeveleri birer birer elden geçirilerek durumları kontrol edilir. Bu kontrol sırasında işçi arı

sayısı, yumurta ve larva durumu, bal, polen durumu gözden geçirilir.

Çerçeveler kovan üzerinde tutularak kontrol edilir. Böylece ana arının dışarı düşerek telef olma riski

ortadan kaldırılmış olur.

Aynı çerçevede farklı büyüme aşamasındaki larvalar karışık halde duruyorsa ve aralarda boş gözler de

varsa, bu ana arının yaşlılığının ya da verimsizliğinin işaretidir. Aslında aynı çerçevede farklı aşamalarda

larvalar bulunması normaldir. Fakat verimli bir anaarı, hücre aralarında hiç boşluk bırakmadan yumurtlar ve

yavrulu alanlar bir şerit şeklinde birbirini takip eder. Farklı aşamalardaki larvaların oluşturduğu alanlar

düzgün görünümlüdür, birbirine karışmış şekilde değildir.

Arılar özellikle soğuk havalarda kovan içerisinde salkım düzeni oluştururlar. Bu yüzden ilkbaharın ilk

günlerinde, arıların yoğun olarak bulunduğu kovanın ortasındaki çerçevelerde daha çok kuluçka bulunur,

kenarlara doğru ilerledikçe hem arı sayısı hem de kuluçka sayısı azalır. Havalar iyice ısınıp, arılar kovana

yayılmaya başladıkça kenarlara doğru olan çerçevelerde de kuluçka sayısı artmaya başlar.

Kuluçkalıktaki ısının sabit tutulabilmesi için, arılar tarafından işgal edilmemiş çerçeveler çıkarılıp, kovan

bölme tahtası konarak kovan içinin hacmi küçültülür. Bölme tahtasının boş kalan bölümüne saman, ot,

gazete vesaire doldurularak izolasyon sağlanır. Yine kovan üst örtüsünün yavruların üşümeyeceği şekilde

elden geçirilmesi gerekir.

Bir de geçen dönem den kalan ballı çerçeveler çok yer işgal ederek ana arıya yumurtlama alanı

bırakmamış olabilir. Bu çerçeveler alınarak yerine kabartılmış veya temel petekli çerçeve takılır. Ya da

arazideki nektar akımı çok olduğu için arılar bol miktarda bal getirerek depoladıkları için, yine ana arıya

yumurtlama alanı kalmamış olabilir.

Kuluçkalıktaki erkek arı hücreli p etekler de çıkarılarak yerlerine dişi gözlü kabartılmış petek ya da hazır

petek konulmalıdır.

  1. c) Anaarının var olup olmadığına ve varsa durumuna bakılır. Kanatları yıpranmış, yaşlanmış, hastalanmış

ya da bir nedenden dolayı yumurtlama yeteneği azalmış ana arılar muhakkak yenileriyle değiştirilmelidir.

  1. d) Küf, arı biti, ishal, petek güvesi, yavru çürüklüğü gibi hastalıkların olup olmadığı kontrol edilir. Kovanda

tespit edilen hastalıklar için gerekli önlemler mutlaka alınmalıdır. Ülkemizde bütün arı hastalıkları ile ilgili

ilaçlar bulunmaktadır. Bu ilaçların ruhsatlı olmasına ve yalnızca arılar için üretilmiş olmasına dikkat

edilmelidir. Bu dönemde hastalık olmasa bile koruyucu bir takım ilaçlar ve vitaminler de verilebilir.

Hastalıklarla ilgili koruyucu ve tedavi edici ilaçlamaları ilkbaharda, arı nüfusunun en az düzeyde olduğu bu

dönemde yapmaya dikkat etmelidir. Çünkü bu dönemde yapılan ilaçlama bal mevsimi henüz başlamamış

olduğu için, üretilen balda ilaç kalıntısı riskini en aza indirir.

  1. e) Kovanın fiziki yapısı gözden geçirilir. Arıların gelişmesine engel olacak kusurlar varsa kovan muhakkak

değiştirilir. Muayeneden sonra problemli olduğu tespit edilen kovanlar arılık dışına çıkarılarak gerekli

bakımları yapılır. Rutubetlenmiş ve küflenmiş kovanlar güneşe konularak kurutulur. Daha sonra delik,

çatlak ya sökülmüş yerleri çakılarak tamir edilir. Kovan, içindeki artıklar kazındıktan sonra pürmüz

lambasıyla ya da yanan bir ateşin üzerine tutularak dezenfekte edilir. Boya ihtiyacı olan kovan hiç ihmal

edilmeden boyanır.

  1. f) Çerçevelerdeki ve kovan iç yüzeyindeki fazla petek parçaları kesilip toplanır. Özellikle arıların işgal

etmediği aşırı siyahlaşmış ve eskimiş petekler alınarak yerine yeni petekli çerçeveler takılır. Mümkünse her

yıl kuluçkalıktaki eski çerçevelerin yarısını değiştirmek kovanın sağlıklı gelişmesini olumlu yönde etkiler.

  1. g) Kuluçkalıkta 10 çerçeve bulunan bir kovanda 2 çerçeve arı kalmışsa bu aile zayıftır. 3-4 çerçeve arı

varsa ve ana arısı yaşlı ve hasta ise bu kovan da zayıftır. Fakat 3-4 çerçeveli kovanın ana arısı

kaliteliyse bu arı orta güçtedir. Arılı çerçeve sayısı 4’ten fazla ve ana arısı da çalışkansa bu kovan büyük

bal toplama mevsimine kadar kendisini geliştirebilir demektir ve güçlü kovan sayılır.

Kovan mevcudu az ise bu kovan başka bir kovan ile muhakkak birleştirilmelidir. 1 tane güçlü kovan 10

tane zayıf kovandan daha fazla bal üretir. Kovan mevcudu 3-4 çerçeve olmakla birlikte anası çalışkan

kovanlara, diğer güçlü kovanlardan yavrulu petek takviyesi yapmak gerekir. Güçlü kovanda tespit edilen

kapalı gözlü yavrulu petek yerinden alınır, üzerindeki arılar silkelenerek güçlendirilmek istenen kovanın

uygun yerine konur.

  1. h) Besin durumu kritik seviyeye inmişse kovanlar muhakkak beslenmelidir. Aslında ana arıyı yumurtlamaya

teşvik etmek için, kovanlarda bal olması durumunda bile kovana şerbet verilmelidir. Havaların soğuk

olduğu ve kovanın açılmasının riskli olduğu günlerde arıları kek ile beslemek doğrudur. Ama havalar

ısındıktan sonra şerbet rahatlıkla verilebilir.

Arılar çoğunlukla soğuk kış aylarında değil, havaların ısınmaya başladığı ilkbahar aylarında sönerler. Çünkü

soğuk günlerde arılar kış uykusundadır ve çok az besin tüketir. Fakat havaların ısınmasıyla arı faaliyete geçer ve besin tüketimi çok yükselir. Arazide bal kaynakları da henüz oluşmadığından bu dönemde

besinsiz kalan arı kovanı sönmeye mahkum olur.

Eğer kovanda ballı ve üzeri sırlı çerçeveler varsa arıların beslenmesine yardımcı olmak için bu

çerçevelerin sırlarını çizerek yerine koymak gerekir.

Kovanda hiç yiyecek kalmamış ve arılar da açlıktan zayıf düşmüşse muhtemelen vereceğimiz şerbeti

yiyemeyeceklerdir. Bu gibi durumlarla karşılaşıldığında hemen ılık şerbet yapılır ve arıları çok ıslatmayacak

şekilde kovana püskürtülür. Bu işlemle canlanan arılara daha sonra şerbet vererek kovan sönmekten

kurtarılır.

ı) Eğer arılık çevresinde doğal su kaynakları yoksa, arıların su ihtiyaçlarını gidereceği önlemler alınmalıdır.

BALLIK KONULMASI

Arılara gerekli bakım yapıldıktan sonra, ilkbaharın ilerleyen günlerinde arazide bal kaynakları gün geçtikçe

çoğalır. Anası çalışkan olan ve problemleri çözülmüş kovanlar hızla gelişmeye başlar. Özellikle bölme

tahtası konmuş kovanlar takip edilip, arı sıkışmadan kovan iç hacmi artırılır. Arılar çerçevelerin üst

kısımlarına beyaz petek örmeye ve kovanlar da 8-9 çerçeve arıya ulaşınca artık ballık koyma zamanı

gelmiştir. Ballık koymak için arıların kuluçkalıkta sıkışmasını beklememek gerekir. Çünkü sıkışan arı kolaylıkla

oğul vermeye meyledecektir. Ballık konulması aynı zamanda arının oğula eğilim göstermesini engelleyen

önlemlerden birisidir.

Kovana ilave verilmeden önce kuluçkalıktaki çerçeveleri gözden geçirerek varsa ana memelerini

temizlemek gerekir. Bu işlemden sonra ballık konur. Ballığa mümkünse 1-2 tane kabartılmış petek

konulması uygun olur. Eğer arı yukarı çıkmakta nazlanıyorsa bu kabartılmış peteklere şerbet dökülür.

Ayrıca kuluçkalıktan alınacak arılı bir çerçevenin ballığa konulması da arının yukarı çıkmasını teşvik eder.

Arılar iyice çoğalıp birinci ilavedeki bütün çerçeveleri kabartarak bal koymaya başladıklarında artık ikinci

ballığı koyma zamanı da gelmiştir. İkinci ballık genellikle birinci ballıkla kuluçkalık arasına konulur. İkinci

ballığı koyma esnasında da kuluçkalığı iyice gözden geçirerek varsa ana memelerini keserek kovanın oğul

eğilimini engellemek gerekir.

İlkbahar mevsimi kuluçka f aaliyetlerinin en yoğun olduğu dönemdir. Oğul dönemiyle birlikte ana arı

yumurtlamayı kestiği için bu faaliyet durma noktasına gelir.

İlkbaharda kovan içinde kuluçka faaliyetlerinin olanca hızıyla sürdüğünün ve koloniye yeni bireylerin

katıldığının en büyük göstergesi genç arıların kovan belleme uçuşlarıdır. Özellikle öğleden sonraları genç

arılar kovan dışında yüzleri kovana dönük olarak toplu halde uçuş yaparlar. Bu uçuşlar kalabalık olursa

çoğu zaman acemi arıcılar tarafından oğul çıktığı zannedilir.